Türkiye’den Amerika’ya Bakmak
Karlı bir pazar gününden merhaba;
Son bir ayımı Türkiye’de geçirdim. Bu süre, sadece memleket hasreti gidermekten ibaret değildi; aynı zamanda Türkiye’nin nabzını tutmak, siyasetin ve ekonominin gündelik hayata nasıl sirayet ettiğini yerinde görmek açısından da oldukça öğreticiydi.
Bu süreçte çeşitli ziyaretler gerçekleştirdim. Ülkemizin kanun yapıcılarıyla bir araya gelerek hem Türkiye’nin hem de Amerika’nın geleceğine dair görüş alışverişinde bulunduk. Özellikle Amerika’ya ilişkin gözlemlerimi aktarma imkânı buldum: Amerika nereye gidiyor, oradaki Türk toplumunun durumu nedir, ticari hedefler hangi noktada ve hangi fırsatlar değerlendirilebilir?
Türkiye’de siyaset her zamanki gibi hayatın tam merkezinde. Gittiğiniz her yerde siyaset konuşuluyor. İlginç olan şu ki, Amerika da en az Türkiye kadar konuşuluyor; hatta kimi zaman bizden daha iyi takip edildiğini görmek mümkün. Amerika’daki gelişmeler, Türkiye’deki siyasi ve ekonomik tartışmaların doğal bir uzantısı hâline gelmiş durumda.
Ziyaret ettiğim her platformda Türkiye–Amerika ticaretinin artırılmasının stratejik bir zorunluluk olduğunu dile getirdim. Bugün Vietnam ve Tayvan gibi ülkeler, ihracatta dünya liginde üst sıralara tırmanmış durumda. Bu ülkeler üretim, lojistik ve küresel entegrasyonu doğru okuyarak büyük bir ivme yakaladı. Türkiye ise sahip olduğu potansiyele rağmen hâlâ arzu edilen seviyenin gerisinde.
Oysa Türkiye’nin güçlü bir sanayi altyapısı, genç ve dinamik insan kaynağı, jeopolitik avantajları ve girişimci ruhu var. Eksik olan şey, bu potansiyeli küresel pazarlara daha cesur ve planlı bir şekilde taşıyacak uzun vadeli bir vizyon.
Amerika’da yaşayan Türkler ise bu noktada önemli bir köprü görevi görebilir. Hem iş dünyasını hem de sivil toplumu daha da güçlendirmek gerekiyor. Türkiye–Amerika ticareti, doğru stratejilerle niteliksel bir sıçrama yapabilir. Vietnam, Tayvan ve Güney Kore gibi ülkeler; diaspora gücünü, kurumsal dayanışmayı ve uzun vadeli hedefleri bir araya getirerek küresel ticarette kalıcı başarılar elde etti. Benzer şekilde, Amerika’daki Yahudi toplumu da güçlü bir birlik ve beraberlik anlayışıyla hem bulundukları ülkeye hem de köken aldıkları coğrafyaya ciddi katkılar sunuyor.
Amerika’daki Türk toplumu da aynı potansiyele sahip. Birlik ve beraberliğimizi artırarak, ortak hedefler etrafında kenetlenerek ve kurumsal iş birliklerini güçlendirerek, hem Türkiye’nin hem de Amerika’daki Türklerin ekonomik, sosyal ve kültürel etkisini çok daha görünür hâle getirebiliriz.. Doğru politikalar ve sağlıklı bir iletişimle bu birikim, Türkiye’nin dış ticaret hedeflerine somut katkılar sunabilir.
Türkiye’den Amerika’ya bakınca görünen tablo net: Siyaset hiç durmuyor, tartışmalar hiç bitmiyor. Ancak asıl ihtiyaç duyulan şey, tartışmaların ötesine geçip üretimi, ticareti ve küresel rekabeti merkeze alan bir bakış açısı geliştirmek. Çünkü dünya hızla değişiyor ve bu yarışta yerimizi almak için zaman kaybetme lüksümüz yok.





