Güney Afrika denilince akla gelen önemli etkinliklerden biri de elbette Safari… Birlikte Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gittiğimiz Zonsiad Genel Başkanı ve Elcab Kablo Yönetim Kurulu Başkanı Nejdet Tıskaoğlu ile 3 günlük Cape Town, 1 günlük Johannesburg gezi ve ziyaretlerimizin ardından Durban şehrine geçtik. Elcab Kablo Durban Üretim Tesisleri’nde yaptığımız çekimlerin ardından, artık son iki günümüzde de Durban’a 295 km. uzaklıktaki Rhiro River Ladge adlı Safari alanına yola çıktık. Yol boyunca yemyeşil harika bir doğadan geçtik. Nejdet Tıskaoğlu’nun Güney Afrika’daki Elcab Kablo üretim tesislerindeki elemanlarından Hint asıllı Güney Afrikalı Dinesh aracımızı kullanıyordu. Navigasyona göre ilerledi, önce bir kapıya gitti. Yanlış geldiğini söylediler bir başka yer tarif ettiler, ardından bir başka kapıya ve üçüncü de bir Afrikalı kadının olduğu kapıdan giriş yaptık.
Bir iki kilometre ilerledikten sonra, bir tuhaflık olduğunu düşündük. Çünkü, geçtiğimiz toprak yol güzergahında önce antiloplar, ardından buffalolar görmeye başladık. Nejdet Tıskaoğlu, Durban’daki fabrika Müdürü Sultan hanımı aradı. O da, bizi Safari alanında bekleyen tesisin yetkililerini arayıp geri döndüğünde, bizim yanlış kapıdan girdiğimiz yani doğrudan sivil bir araç ile hiçbir görevli ve koruma olmadan yüzlerce, binlerce çeşitli hayvanların bulunduğu bölgeden geçtiğimiz ortaya çıktı. Sultan hanım, “Nejdet bey, siz yanlış kapıdan girmişsiniz sizi başka bir kapıda görevliler bekliyormuş, siz doğrudan safari alanına giriş yapmışsınız” dediğinde panikledik. Ama, iş işten geçmişti. Toprak yolda, yaklaşık 20-25 dakika ilerledik. Hemen yolun kenarındaki çeşitli hayvanlar özellikle de Zürafalar ürkütücüydü. Bir süre sonra nihayet, Lodge diye bir tabela ve ok gördük, hemen ardından da Reception tabelasını görünce içimiz rahatladı. Tesisin girişinde bizi, görevliler güler yüzle karşılayıp, yöresel meyve suyu ikram ettiler. Bu arada, şöförümüz Dinesh elini kalbine götürerek, nasıl attığını Nejdet Tıskaoğlu’na göstererek “Ben fil gördüm, onu görünce çok korktum. Size söylemedim” dedi. Henüz safari başlamadan biz Durban’dan geldiğimiz araç ile son derece riskli safarimize başlamış olduk.
2 gece konaklayacağımız Rhiro River Lodge adlı tesisteki odalarımıza valizlerimizi yerleştirdik, elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra bizi görevliler Restaurant bölümüne getirdiler. Odamız ile Restaurant arası yaklaşık 150 metre dolayındaydı ama o alanda bile domuzlar, antiloplar, maymunlar vardı. Tesisin sempatik görevlisi Musa elinde iki taahhütname ile geldi. İmzalamamızı istedi. Safari sırasında herhangi bir hayvan saldırısı karşısında yaralanır, ölürsek tesisin sorumlu olmadığı, kendi isteğimiz ile safariye çıktığımız yönünde bir tahahütname imzaladık. Sanki ameliyata giren hastalar ya da yakınlarına imzalatılan bir taahütnameyi andırıyordu. İmzalarımızı atınca, işin ciddiyetini ve riskli olduğunu anlamıştık.
Hızlıca yemeğimizi yedikten sora, 16.00’da Safari aracımıza binerek 3 saat sürecek toprak ve engebeler ile dolu zaman zaman derelerden geçtiğimiz yaklaşık 30 km. lik turumuza başladık. Önce, antilopları görmeye başladık. Ardından buffalolar, Zebralar derken iki gergedan tam yolumuzun üzerindeydi. Gergedanlar ile aramızdaki mesafe sadece 3-4 metre kadardı. İki dev gergedan ile yaklaşık 3-4 dakika kadar baş başa kaldık. Safari aracını kullanan, Afrikalı şöför, sürekli olarak sessiz olmamızı işaret ediyor, kıpırdamadan yerimizde oturmamız gerektiğini söylüyordu. Biz de öyle yaptık. Bir yandan da, Güney Afrika seyahatine giderken aldığım küçük el kameram ile çekim yapmaya çalışıyordum. Korku ve panik doruk noktaya ulaşmış, küçük tuvaletim gelmişti. Ama, o alanda Safari aracından inmenin çok riskli olduğunu okumuştum. Dayanamayacak hale gelince, Afrikalı şoförümüze durumu anlattık. Araçtan inmemi ve aracın hemen arkasına hızlıca yapmamı söyledi. O an çevredeki ağaçların ve çalıların arasına bakıyor ve her an bir yırtıcı hayvana yem olabileceğim endişesi taşıyordum. Tekrar araca bindim ve yola devam ettik. Devasa bir Zürafa gördük. Afrikalı şöförümüz ve aynı zamanda rehberimiz Zürafa’yı izleyebilmemiz için durdu. O bize, biz ona bakıyorduk. Hayvanat bahçesinde görmeye benzemiyor, kendi doğal yaşamı içinde son derede dev cüssesi ile bize adeta “ne işiniz var burada” diye bakıyordu.
Toprak yoldan, Güney Afrika’nın muhteşem doğal alanında ilerlemeye devam ederken, bir göl gördük. Gölün kenarına aracımız yavaşça yaklaştı, ikisi küçük, biri dev 3 timsah sanki bizi bekliyordu. Bir süre onları izledik. Timsahlar ağızlarını açarak, “daha fazla yaklaşmayın canınızı yakarız” der gibiydiler.
İlerlemeye davam ettik, aracımızın şöförü “Watch out, lion, lion…” diye bizi uyarınca, Aslanlar bölgesine geldiğimizi anladık. 4-5 metre yakınımızda aslanlar bir yatıyor, birbirleri ile oynaşıyorlardı. Nejdet bey daha önceden alışkın olduğu için sakin, ben ise son derece panik içindeydim. Rehberimiz sürekli, sessiz olmamız konusunda uyarırken, hemen önümüzde bulunan Afrikalı bir misafiri hapşırık tuttu. O hapşırdıkça, korku daha da artıyordu. Bir an önce buradan gidelim diye içimden dua ediyordum. Bir hayvanat bahçesinde olmadığımızı, yol boyunca buffola kafaları ve kemikleri antilop derileri görmüştük. Aslanların parçalayıp, nasibini aldıktan sonraki geriye kalanlara akbabaların üşüştüğünü, onlarca akbabanın tuhaf seslerle aslanlardan kalan kısım ile karınlarını doyurduklarına tanıklık ettik. Yaklaşık 5 dakika aslanları izledikten ve çekimlerimizi yaptıktan sonra nihayet oradan ayrıldık. Bu arada, hava kararmaya başlamıştı. Şöförümüz bu kez de elindeki dev fener ile gittiğimiz yolun sağını solunu tarıyor, gördüğü hayvanları bize gösteriyordu. İki dev gergedanı gecenin zifiri karanlığında, fenerin aydınlattığı ışıkta bir süre izledik. Hemen ardından, bir aslan sürüsüne daha rastladık ve bir dere kenarında onları da izledik. Hava iyice kararmış, etraf zifiri karanlık olmuştu. Ve, biz halen çevremizdeki yüzlerce, binlerce yırtıcı ve sevimli hayvanın arasında nihayet dönüşe geçtik. Tesise geldiğimizde, bize sabah 05.30’da kapımızı tıklayacakları ve saat 06.00’da tekrar safariye çıkacağımız bilgisi verildi. Aslında, sabah safarisine gitmek içimden hiç gelmiyordu. Nejdet kardeşime bunu söyleyip, söylememek konusunda kararsız kaldım ama “artık olan oldu, madem geldik bir sabah safarisine katılalım” diye düşündüm.
Akşam yemeğinden önce, bizi çevresi taşlarla çevrili bir ateşin yanına oturttular. Yöresel meyve suyu getirdiler. Bir süre ateşin kenarında oturduk, safariyi değerlendirdik. Ardından da, akşam yemeğine geçtik. Güney Afrika mutfağının muhteşem lezletleri ile akşam yemeğimizi yedik. 22.00 dolayında bir görevli elinde fener ile bizi Restaurant bölümünden, konaklayacağımız odalarımıza getirdi. Bir süre, benim kaldığım odanın verandasında oturduk, her ihtimale karşı odanın içeriden kilitli cam kapısının kilidini açtık, yırtıcı bir hayvan gelirse aniden içeri kaçmayı düşünüyorduk. Yaklaşık 1-1.5 saat keyifli bir sohbet eşliğinde, çevremizdeki çeşitli hayvanların ve doğanın muhteşem sesini dinledik. Bu arada, Nejdet beyin uzattığı puroyu alıp almamakta tereddüt ettim, ama bir puro bile içersem 8 yıl önce bıraktığım sigaraya yeniden başlama kaygısı ile teşekkür ederek geri çevirdim. Aslında, öyle bir ortamda bir puro içmek isterdim.
23.30 dolayında odalarımıza geçtik. Tesisin çok kısıtlı internetinde bir süre sosyal medyada takıldım. Yaşadıklarımızı paylaşmaya çalıştım. Yatağımın çevresinde bembeyaz bir cibinlik vardı. Bir türlü açıp, içeri girip yatamıyordum. Gece 02.00’yi geçince biraz uzanayım artık dedim. Konakladığımız yerin yakın ve uzak çevresinden gelen hayvan sesleri ürkütücüydü. Bu arada, uykuya dalmışım, camda bir tıkırtı ile uyandım. Bizi uyarmışlardı, maymunlar camlara gelir, sakın açık bırakmayın diye.. Perdeyi hafifçe açtım, baktım bir şey göremedim. Tekrar yattım, Kapıya küt tük vurduklarında belki tedirgin olurum diye, 05.25’e saatimi kurmuştum. Tam, 05.30’da görevliler kapıya geldiler, uyandığımı söyledim. Saat 06.00’da saban safarisi için yola çıktık.

YORUMLAR