Ben Zonguldaklıyım.
Hep derim ki; Zonguldak’ta projesiz olmak, savaşta silahsız olmaya
benzer.
Bölge için projeniz yoksa eğer; önce ne yapacağınızı bilemez ortalarda
bocalayıp durursunuz, sonra hem yolunuzu kaybeder, hem Zonguldak’a
yolunu kaybettirirsiniz.
Bu yüzden; Zonguldak için; önce bir ‘’Kömür Havzası Dönüşüm Projesi’’,
sonra ‘’Filyos Havza Projesi’’ ile neredeyse kırk yıldır ilgileniyorum. Bu iki
projenin birbiriyle çakışan kaderleri ve hikayeleri var. Bu projelerle ve bu
proje süreçleriyle olan ilgimi tarihe -haşa- zamana not düşmek için belki
de ilgi duyan birilerinin işine yarar diye aşağıda paylaşıyorum.
KIRK YILLIK İKİ PROJENİN HİKAYESİ
Tam 43 yıl önce…
7 Mart 1983 günüydü.
Kömür her zaman yaptığı gibi yine metan doğurmuştu.
Ve Kandilli’de 103 madenci şehit olmuştu.
Yağmurlu bir gündü.
Adeta gökyüzü ağlıyor, bütün Kandilli ağlıyordu.
Kırmızı bayraklı 103 tabut ve sırılsıklam olmuş kalabalık koskoca
Kandilli’ye sığmıyordu.
Ülkenin Başbakanı; Bakanlarıyla birlikte oradaydı.
Bu satırların yazarı da onların arasındaydı.
Tören boyunca herkes suskundu.
Başbakan törende kendini sıktı, gözyaşlarını tuttu.
Ankara’ya dönüş yolunda beni arabasına davet etti.
“Cemil Bey…” dedi.
Sözünün devamını getiremedi.
Tören boyunca tuttuğu gözyaşları bir anda boşaldı.
Bir müddet sonra toparlandı ve sordu:
“Ne yapacağız?”
Sonra tekrar konuştu:
“Siz buralısınız…
Üstelik tasarımcı ve plancısınız…
Söyleyin, ne yapacağız?”
Yıllardır üzerinde çalıştığım için cevabım hazırdı.
“Kömürü değil, insanı yeryüzüne çıkaracağız.”
‘’Ama bunu; bu bölgeye 200 yıldır hayat, kimlik ve enerji veren, hele
hele bir sürü diplomatik oyunla petrolsüz bırakılan Cumhuriyetin ilk
25 yılında ülkenin enerji bağımsızlığını tek başına koruyan kömürü
ve Zonguldaklı madencileri unutmadan yapacağız’’ dedim.
Ankara yolunda yarım saatte; insani hassasiyetleri çok yüksek ve bu
yüzden çok üzgün olan rahmetli Bülent Ulusu’ya Zonguldak
dönüşümünü ve Filyos Projesini özetledim.
Mutlaka kömür havzasının ve Filyos Havzasının birlikte yeniden
planlanması gerektiğini anlattım.
Konvoyu durdurdu.
Arkadaki arabalardan birinde olan İmar Bakanı rahmetli Ahmet
Samsunluyu çağırdı.
Öndeki korumayı gönderdi, koruma koltuğuna Samsunlu’yu oturttu.
“Bak Ahmet Bey” dedi,
“Cemil Bey bana Zonguldak’a çözüm için Filyos Projesini anlattı.”
Samsunlu dinledi ve dedi ki:
“Bilmez miyim efendim…
O benim yakın arkadaşımdır.
Ailece görüşürüz.
Her sofrada yemek yemez, Filyos diye diye başımın etini yer.
Bu yüzden konuyu çok iyi biliyorum.”
Rahmetli Ulusu hemen kararını verdi.
“O halde döner dönmez kurun ekibi.
Bana sürekli bilgi verin.
Bu projelendirmeyi en kısa zamanda bitirin.
Her sıkıntıda da bana gelin.
İnsanlarımızı ölümden, beni bu acı sorumluluktan kurtarın.’’ dedi.
Böyle başladı Kömür Havzası Dönüşüm Projesi ve oradan Filyos
Havzası Projesine geçiş süreci…
Bir yandan kömürün yakıttan karbon kimyasına dönüştürme süreci
tartışılırken, biz her gece İmar ve İskân Bakanlığı planlamacılarının
başında Filyos Vadisi Projesi çalışmaya başladık.
Bu arada Bakanlar Kurulu önerimiz üzerine 11 Nisan 1983 tarihinde,
Kandilli grizusundan tam 34 gün sonra önemli bir karar aldı.
Taşkömürü konusu; ‘’ayrı bir maden’’ olarak tanımlandı ve ayrı bir
örgütlenmeye kavuşturuldu. Taş kömürü üretimi; Türkiye Kömür
İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden (TKİ) ayrılarak Türkiye Taşkömürü
Kurumu(TTK) olarak yeniden örgütlendi. Yani taşkömürü linyitten ayrıldı.
Bu ayrılış; ‘’taşkömürünü yakacaktan öteye geçirmek’’ demekti.
TAŞKÖMÜRÜ YAKACAKTAN ÖTEYE GEÇİYOR
Zonguldak’ın sorunu kömür üretim miktarının düşüklüğü değildir. Asıl
sorun; kömürün hala yalnızca ‘’yakıt’’ olarak görülmesidir. Oysa kömür
karbon demektir. Karbon ise; 21. Yüzyılın en kritik malzemelerinden
biridir.
Taşkömürü esasında bir yakacak değil, karbon kimyasının
hammaddesidir.
Karbon; bataryaların anot malzemesidir. Karbon, fiber üretimidir, elektrot
teknolojisidir. Enerji depolama sistemlerinin temel girdisidir. Enerjinin
gerçek değeri depolama kapasitesiyle ortaya çıkar. Depolamanın
kalbinde ise karbon temelli malzemeler yer alır. Böylece enerji
egemenliği artık yalnız kömür üretmekle değil, enerji teknolojisinin
girdilerini üretmekle sağlanır.
Taşkömüründe yakacaktan öteye geçmek bu demektir.
Bu yaklaşım; Zonguldak’ta enerji üretmenin ikinci dönemini başlatacaktır.
Bu yol kömürü yakarak değil, havzayı; karbon kimyasına dönüştürerek
katma değer üretmenin yoludur. Olumsuz jeolojik yapı yüzünden sürekli
zarar eden kömür üretimini bu zarardan kurtarmanın yoludur. Bu yol;
üniversiteler, araştırma merkezleri, batarya teknolojileri ileri malzeme
laboratuvarlarıyla Zonguldak’a yeni bir gelecek çizmenin yoludur.
Ayrıca; kömür damarlarının yanı sıra üreyen metan gazı potansiyelinin,
kömürü çıkarmadan yeryüzüne çıkarmanın peşine düşülmelidir. Bu
zaten iş güvenliği açısından gerekli olan metan drenajını bilimsel ve
teknik yöntemlerle, Amerikan kaya gazı teknolojilerine benzer bir biçimde
dışarı çıkarmak demektir. Bu konu; geliştirilmesi gereken bir mühendislik
ve teknoloji meselesidir.
Kısaca Zonguldak’ı ‘’Yakılan Kömür Üretimi Havzası’’ndan bir ‘’Enerji
Teknolojileri Havzası’’na dönüştürmek mümkündür.
Bu konu için bir ‘’Zonguldak Dönüşüm Stratejisi Raporu’’ hazırlandı ve şu
üç soruya cevap arandı.
1. Zonguldak Kömür Havzasının gerçek üretim potansiyeli nedir?
Kömür üretimi, ‘’ölümsüz ve zararsız’’ nasıl sürdürülebilir?
2. Kömür damarlarında bulunan metan gazı tehdit olmaktan
uzaklaştırılıp, kömür üretiminden ayrı olarak nasıl yeryüzüne
çıkarılabilir?
3. Havza; karbon teknolojileri ve enerji üretimi açısından nasıl yeni bir
yapıya dönüştürülebilir?
Bu konular uzun uzun araştırıldı ve bilimsel bir rapora dönüştürüldü.
Dönüşüm stratejileri oluşturuldu. Çünkü; ancak, bu üç alanın birlikte
geliştirilmesi Zonguldak Kömür Havzasının zarardan kara, israftan
verimliliğe dönüştürülebileceği görüldü.
Sonuç olarak bu rapor; Zonguldak Kömür Havzasının dönüştürülerek
geçmişte olduğu gibi Türkiye ekonomisinde stratejik bir rol
oynayabileceğini ortaya koymuştur.
Bu ihtiyaç kırk yıl sonra daha büyük, daha gerçek verilerle ortaya
çıkmıştır.
Bugün Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK)nın üretimi 1 milyon ton civarına
düşmüş, bu üretim için bile güvenlik sağlanamadığı için yüzlerce yıllık
ocaklar kapatılmaktadır.
Diğer yandan bölgede kömür üretilememesi yüzünden Zonguldak
kıyılarında elektrik üretimi için 19 milyon ton ithal kömür yakılmakta ve
bölge zehirlenmektedir. Öte yandan demir-çelik üretimi için çok daha
ucuz şartlarla 7milyon tonu aşkın kömür ithal edilmektedir. Bütün bu
şartlar Zonguldak kömür havzasının yakacak kömürden uzaklaştırılıp, bir
karbon ve enerji üretimine doğru dönüştürülmesini zorunlu kılmaktadır.
Çalışmalar ilerledikçe bu havza dönüştürme fikrinden, dönüşüm
teknolojilerinin gerçekleşeceği Filyos Vadisi Projesine geçildi.
Ben de; bu iki konunun sadece siyasi kanallarla yürüyemeyeceğini
bildiğimden ve bölgenin 200 yıldır seyredip bekleyen toplumsal yapısının
öneren ve önerisine sahip çıkan bir yapıya evrilmesi umuduyla ve bölge
halkına bu projeleri benimsetmek için Zonguldak Yüzüncüyıl Vakfı’nı
kurdum. Kuruluşu Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılı ile birleştirerek,
onun direnişçi ve kahraman ruhunun bölgeye sinmesini hayal ettim.
Ardından Başkanı olduğum Bütçe Komisyonunda; 1983 bütçesine,
konsepti belirlenmiş ve projenin can damarı olan Filyos Limanı Etüdü için
30.000 TL’lik bir başlangıç ödeneği konuldu.
Bakanlıkların Filyos Vadisi Projesi için ne yapacakları teker teker
belirlendi ve bu görevler bizzat Başbakan tarafından ilgili Bakanlıklara
tebliğ edildi.
Filyos Projesi, bir kömür havzasının dönüştürülmesi niyetine dayalı
olarak ama o niyeti de aşarak ‘’Bir Havza Projesi’’ olarak böyle yola
çıktı.
Başlangıçta herkes bu projeyi körün fil tarifi gibi anladı. Kimisi kulak tarif
etti, kimisi hortum, kimisi kuyruk. Ama çoğunluk onu bir liman projesi
zannetti.
Fakat o bir liman projesi değil, bir havza projesiydi.
NEDİR HAVZA PROJESİ?
Havzalar sadece coğrafi bir alan değil, yaşayan bir doğal sistemdir. Ve
bu sistem dört katmandan oluşur. Atmosfer katmanı, hidrolojik katman,
ekolojik katman ve insan katmanı. Bu dört katman birlikte ele alınır.
• Atmosfer katmanında; havzanın yağış ve iklim karakteri
• Hidrolojik katmanda; suları, nehirleri, yer altı suları ve gölleri
• Ekolojik katmanında; ormanlar, sulak alanlar, tarım ve biyolojik
çeşitlilik
• İnsan katmanında ise; şehirler, sanayi, ulaşım, enerji üretimi
konuları ele alınır. (Mesela Filyos Havza Projesinde Zonguldak’ın
dönüşümü bu katmanda yer aldı)
Doğada var olan her şey ve projeler; böyle bir bütünleşik yapı ele
alınamazsa, havza planlaması yapılamaz.
Ama hala öyle ya, o yıllarda Türkiye’nin planlaması havza merkezli değil
şehir merkezliydi.
Türkiye yaklaşık 26 büyük havza üzerine oturmasına rağmen, ülkenin
mekânsal planlaması bu havzaları gözetmiyordu. Planlama çok yanlış bir
çizgide yürüyordu. Filyos havza projesi bu yanlışın düzeltilmesi için ilk
örnek olarak da ortaya çıktı.
Ama istikrarsız siyaset ve kendini ‘’Zonguldak Zannedenler’’in yanlış
yaklaşımları ile bu doğru başlangıç sağlıklı biçimde sürdürülemedi. Proje;
dura kalka, bozula düzele yürüdü, bugünlere kadar geldi.
FİLYOS PROJESİNE YAPILAN YANLIŞLAR
1. Limanın İşgali ve Vadi Projesinin İhmali
Baştan beri anlatmaya çalıştığım gibi Filyos Havza Projesi; kömür
çağı bittiği ve zaten Kömür Havzasının tektoniği bozuk ve maliyeti
yüksek olduğu için ‘’Zonguldak Kömür Havzasının Dönüştürülmesi’’
anlayışının sonunda geliştirdiğimiz bir projeydi.
Kömür Havzasından ölümlere neden olmayacak emniyet tedbirleri
alınarak ve çok yüksek maliyetleri düşürecek teknolojiler geliştirerek
üç milyon ton civarında kömür çıkarılması düşünüldü. Çıkan bu
kömürün; karbon kimyası teknolojileri için kullanılması planlandı. Bu
yolla güneş enerjisi alt yapısını oluşturacak, batarya ve enerji
depolama sistemlerinde kullanılacak grafit, karbonfiber, aktif karbon
ve grafit elektrot üretilecekti. Bu üretimler için Filyos Limanına bitişik
vadi kesimi; Yüksek Teknoloji Vadisi haline dönüştürülecekti. Filyos
Limanı da bu havzanın ve yüksek hızlı trenle bağlanılacak Ankara
Anadolu Sanayisinin ihraç limanı olacaktı.
Ama; Karadeniz’de doğalgaz bulununca bütün bunlar unutuldu.
Zar zor tamamlanan liman; doğalgazın karaya çıktığı yer haline
getirildi ve 10-15 km içeri yapılması gereken ‘’Doğalgaz İşleme
Tesisleri’’ limanın 2 km bitişiğine yapıldı. Liman Türkiye petrollerine ve
onun operasyon şirketi OTC’ye devredildi. Liman; tam bir doğalgaz
terminaline dönüştü.
Filyos Limanı ve onun arkasındaki Filyos Vadisi Projesi adeta
unutuldu. Vadideki bütün yerleşmelerin; Çaycuma’nın, Devrek’in,
Gökçebey’in, Karabük ve Bartın’ın kalkınma umutları çöpe atıldı.
Şimdi ilk yapılması gereken şey; Filyos Vadi Projesinin
canlandırılması, Limanın hem doğalgaza hem de Filyos Vadisi
Projesinin yararlarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir.
2. D.S.İ Seddeleri Ve Kamulaştırma Yoluyla Taşkın Havzasının Yok
Edilmesi
Artık bütün dünya; taşkın havzalarını seddeleme yanlışını terk
ederken ve eski yaptığı seddeleri kaldırırken bizim bir türlü kendini
yenileyemeyen D.S.İ Teşkilatımız; Filyos Nehrinin taşkın havzasını
Devrek’ten Filyos’a kadar seddeledi. Sedde dışında kalan alanlar
kamulaştırıldı ve imarlandı. Gelin rakamlara bakalım:
Devrek’ten Filyos’a;
Doğal taşkın havzasının yüz ölçümü: 60 milyon m2(60 km2),
Sedde içi taşkın koruma alanı = 20 milyon m2(20 km2)
Tam rakamlara ulaşamıyoruz ama kamulaştırılması muhtemel olan
alan da yaklaşık 40 milyon m2 (40 km2)
Görülüyor ki; Filyos vadisindeki doğal taşkın alanının, üçte ikisi artık
nehir sisteminin dışında kalmış, çoğu imarlanmış ve üzerine
yerleşilmiştir. Bu demektir ki doğal nehir yatağının üçte biri nehre
bırakılmış, üçte ikisi ise kamulaştırılarak üzerine yerleşilmiştir ya da
yerleşilecektir.
Nehrin bu üçte bire sığmadığı bir zaman gelirse eğer; nehir sedde
dışında bina ve yapı bırakmayacaktır. Bu risk; belirsiz bir zaman için
her zaman vardır.
3. Limanı; Ankara’ya ve Ankara Lojistiğine Bağlayacak Olan Yüksek
Hızlı Treni Unutuldu
Filyos Limanının; 1938’lerde yapılan dolambaçlı ve düşük hızlı
Ankara, Irmak, Karabük, Çaycuma’dan geçen 430 km’lik hattan
beslenemeyeceği baştan belliydi. Bu hattan; Ankara’dan, Filyos’a
ulaşım 10 saati buluyordu.
Bunun yerine; çift hatlı elektrikli hızlı, karma (yük+yolcu treni) Filyos/
Çaycuma/ Devrek/ Mengen/ Kıbrıscık/ Kızılcahamam/ Ankara hattı
önerisi vardı.
230 km’lik bu hızlı hat, Filyos Limanı/ Ankara bağlantısını 2 saate
düşürüyordu. Bu konu Vakıfça hep takip edildi ve en son 2020 tarihli
‘’Filyos Lojistik Merkezi Ön Fizibilite Raporu’’nda yer aldı. Liman;
doğalgaz terminaline dönüşünce bu konu da rafa kalktı.
Dünyada bütün büyük limanların arkasında hep hızlı tren hatları
vardır. Böyle bir hat yoksa, limanlarda işlemez. Onun için Filyos
Projesinin en kritik noktası budur. Mutlaka gerçekleştirilmelidir.
4. Daha Hiçbir Şeye Başlamadan Kurulması Gereken Filyos Havza
Otoritesi Kurulamadı
Dünyadaki çoğu havza projeleri; o havzadaki demokratik kuruluşlar,
kamu otoriteleri, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerin birlikte
oluşturduğu otoritelerce yönetilir. Bu otoriteler özel kanunlarla kurulur.
Bunlar; finansal ve yönetsel bağımsızlığı olan etkin kuruluşlardır. Bir
anlamda bu kuruluşlar; bölgenin bütünleşerek kaderine sahip çıkma
örgütleridir.
5. Bırakın bölgenin; Zonguldak’ın, Bartın’ın, Karabük’ün bütünleşip
kendi kaderine sahip çıkmasını, projenin gerçekleşeceği dönemde
bölgenin idari yapısı parçalandı. Bir vilayetten üç vilayet çıkarıldı.
Bartın ve Karabük ayrı illere dönüştü. Bu parçalanma; Filyos Vadi
Projesine çok zarar verdi.
6. Havzanın Suyunun %60’ı Bolu dağlarından gelir. Gerede’deki
Ulusu deresiyle vadiye iner. Vadinin bu suyu; Gerede’de kurulan bir
transfer regülatörüyle Ankara’ya/Çamlıdere’ye aktarıldı. Bu
havzadan havzaya su nakli cinayetini herkes seyretti, hiç kimsenin
sesi çıkmadı.
7. Membadan itibaren, Gerede Organize Sanayi Bölgesinden
başlayarak her yerleşme ve sanayi noktasında havzanın suyu
kirletildi.
8. Koskoca Filyos Su Havzası; suyun Ankara’ya aktarılması ve kalan
suyun kirletilmesi yüzünden susuz bırakıldı.
Böylece havza planlıyoruz derken, havza parça parça edildi ve halk
tabiriyle ‘’deli kızın çeyiz bohçası’’na dönüştü.
DÜNYA NE YAPIYOR, BİZ NE YAPMALIYIZ?
Bu çalışma yapılırken dünyadaki bütün havza planlama uygulamalarını
inceledik.
• Almanya’da kömür üretiminin merkezi olan Ruhr Havzasının;
yeniden planlanarak kömür havzasından, turizm, sanayi ve
teknoloji havzasına dönüştürüldüğünü
• ABD’deki Tennessee Havzasında; enerji, tarım, ulaşım, sanayi ile
birlikte planlandığını ve özellikle kurduğu ‘’Tennessee Valley
Authority’’ dünyaya örnek olacak bir yönetim biçimiyle planlanıp,
yönetildiğini
• Yine ABD’deki Silicon Valley bir ‘’Yaratıcı Girişim Havzası’’na
dönüştürüldüğünü,
gördük.
Yirmi altı havza üzerine oturmuş Türkiye’de ise havza planlaması
unutularak, havzalar; taşkınlara, kuraklıklara, tarım krizlerine, su
kirliliğine ve yanlış planlanmış barajlara dönüştürüldü. Filyos Havza
Planlaması; nehir sisteminin planlama birimi haline getirildiği ilk
yaklaşımdır. Aslında kömür havzasının dönüştürülmesi için zaten gerekli
olan Filyos Havzası planlamasının dünya havza planlama kültürüne
uygun olarak ele alınması gerekirdi.
Ama olmayan havza planlama kültürü ve kurulamayan yönetim sistemi
yüzünden projenin üstüne proje bindirildi, pek çok şey yapılmasına
rağmen istenilen sonuçlara tam kırk yıldır ulaşılamadı.
PEKİ ŞİMDİ NE YAPMALIYIZ?
1. Filyos Havzası Projesi için yapılması gereken ilk şey; bir doğalgaz
terminaline dönüşmüş limanın bu gerçeğini kabul ederek, Limanın bir
bölümünü Filyos Havza Projesi amaçlarına uygun olarak lojistik limanı
haline getirmeli ve bu limanı çift amaçlı olarak kullanmalıyız.
2. Bölgenin kaderine sahip çıkabilmesi için Filyos Havza otoritesi acilen
kurulmalıdır:
Bu otorite Tennessee’de olduğu gibi özel kanunla kurulmalı ve
bağımsız bütçesi olmalıdır. Bu otoriteyi; bölge demokrasisini oluşturan
Yerel Yönetimler, İl Özel İdareleri ile Kamu Otoriteleri ve Üniversiteler
oluşturmalıdır. Havza Yönetiminin; Havza Yüksek Kurulu, Havza İcra
Kurulu, Havza Bilim Kurulu gibi kurullardan oluşması ve kuvvetli bir
yönetim ve bütçe yapısına sahip olması gerekmektedir. Bu konuda
taa o zamanlarda her türlü hukuki alt yapı ve yönetmelikler
hazırlanmıştı. Halen de hazırdır.
3. Havzanın ana omurgası olan Gökçebey dahil Filyos-Devrek aksı imar
kirliliğinden kurtulmalı, Belediyelerin işbirliği ile sadece taşkın havzası
değil, yamaçları da içeren bir gelecek planlaması yapılmalıdır. Bunun
için gerekiyorsa bir ‘’Belediyeler Birliği’’ düşünülebilir.
4. Şimdiye kadar unutulan, vadi omurgasından geçen çift hatlı ve
elektrikli hızlı tren hattı ile Filyos Limanı ve Ankara arasında bir
bağlantı kurulmalıdır. Bu bağlantı vadi omurgasından yani FilyosÇaycuma-Devrek’ten geçerek, Ankara’ya ulaştırılmalıdır. Bu proje
limanı yaklaşık 2 saatte Ankara’ya bağlayacak, limanın can damarı
olacaktır.
5. Doğalgaz baskısının unutturduğu entegre havza planı yeniden ele
alınmalıdır. Bu entegre planda; Çaycuma, Devrek, Gökçebey, Bartın
ve Karabük’ün bölgesel kalkınması ayrı ayrı ele alınmalıdır.
6. Bir zamanlar; kırk yıl önce bir zamanlar, zaten başlanmış olan bu
proje başlangıçta olduğu gibi ekosistem, tarım, su yönetimi, sanayi,
ulaşım ve yerleşim dengesi gözetilerek yeniden revize edilmelidir.
SADECE YEŞİL KUŞAK YETMEZ
Geçtiğimiz günlerde yerel gazetelerde bir haber okudum.
Bizim vadinin çoğunu yakından tanıdığım muhalif, muvafık altı belediye
başkanı Devrek’ten Filyos’a kadar, ırmağın her iki tarafında otuzar
metrelik bir yeşil kuşak oluşturmak için bir araya gelmişler. Bu iyi
11
insanların iyi niyetleri ve konunun bir bölümüne yeniden sahip çıkmaları
son derece sevindiricidir. Ve kırk yıldır ayakta kalma mücadelesi veren
Filyos Havzası Projesi için bölge belediyelerinin bir araya gelmesi çok
önemli bir durumdur. Bu başlangıç yani konuyu belediye sınırlarının
dışına taşırarak ele almak; alkışlanmalı ve desteklenmelidir.
Ama bilinmelidir ki Havzaya; Devrek’ten Filyos’a uzanan bir yeşil kuşak
yetmez.
Havza bütün boyutlarıyla ele alınmalı, Zonguldak dönüşüm projesiyle
yeniden entegre edilmeli, mekânsal olarak da dereleri tepeleri ile
Karabük’ü, Yenice’yi, Dirgine’yi, Beycuma’yı hatta Gerede’yi bile
kapsamalıdır. Filyos ırmağına su veren her yeri kapsamalıdır.
Bu anlayışla; bölge belediyeleri kendilerinin de içinde olduğu özel bir
kanunla Filyos Havza Otoritesinin kurulmasına öncülük etmelidirler.
İnanın ondan sonra her şey daha hızlı yürüyecektir…
SONUÇ
Bugün Filyos Vadisi’nin temel sorunu sadece yeşil kuşak eksikliği değil,
sorun havzanın bir bütün halinde yönetilememesidir.
Bölgenin; bir yönetim birimi kurarak, kaderine el koyamamasıdır.
Dünyada başarılı örnekler bize şunu göstermektedir:
Bir havza yönetimi yoksa; bölge insanı ve kurumları kendi kaderine sahip
çıkamıyorsa, kendi gelirine ve yönetim otoritesine dayalı bir havza
yönetimi kurulamıyorsa, havza projeleri yürütülemez. Bu yüzden bütün
havza belediye başkanları; Filyos için ta başta önerilen Havza Yönetimi
Otoritesi kurulmasına öncülük ederek işe başlamalıdırlar. Bu havzanın ve
Zonguldak’ın, Bartın ve Karabük’ün ortaklaşa kurtuluşu olacaktır.
Belki de bu durum Türkiye için; yeni ve doğru bir planlama anlayışının
başlangıcı bile olabilecektir. Çünkü artık dünyada şehirler değil, havzalar
Kalkınma Birimi haline gelmiştir.
Bütün bunlar birçok insana çok zor işler gibi gelebilir. Ama
bilinmelidir ki; Zonguldak’ın, Karabük’ün ve Bartın’ın yarınlara
sağlıklı ve güçlü biçimde aktarılmasının kolay ve hele hele projesiz
bir yolu yoktur.
